DAHİLİ VE HARİCİ BEDHAHLAR
Cumhuriyet Gazetesinin Pazar ekinde ülkemizin aydınlık yüzü Prof.
Üstün DÖKMEN hocamızın aynı başlıklı yazısını okuduktan sonra ben de bu önemli konuya farklı açıdan değinmek istedim.
Birinci Dünya savaşında Çanakkale Zaferine rağmen Mağlubiyeti kabul eden Osmanlı Devleti aynı zamanda çok büyük maddi borç ta bırakmıştı.
Bu borç LOZAN’ da Türk Parasına çevrilerek Osmanlı egemenliği altındaki tüm halklara yaşadıkları toprakların yüz ölçümleri doğrultusunda bölüştürülerek ödenmiştir.
Türk Halkı en yoksul bırakıldığı bu ortamda hem borçlarını ödemiş hem de eğitimde ve sanayide çok önemli atılımlar gerçekleştirmiştir.
İzmir İktisat Kongresinde Liberal Ekonominin belirlenmesi bu kalkınma hamlesinin Devlet ve Özel Sektör tarafından gerçekleştirileceği doğrultusunda karar verilerek gerçekleştirilmiştir.
Atatürk ve arkadaşları toplumların geri kalmaları ya da başka tabirle geri bıraktırılmalarının altında yatan en önemli nedenin EĞİTİM olduğu gerçeğinin bilincinde oldukları için ilk defa eğitimin çağdaş ve üretime dayalı olması üzerinde durmuşlardır.
Bu nedenle İlk önce üretime dönük eğitim modelinin Dünyadaki ilk örneği olan KÖY ENSTİTÜLERİNİ açarak köylünün eğitilmesine ve üretime önem vermişlerdir.
Ülkenin her tarafına orantılı olarak kurulan eğitim kurumlarının yanında yine ülkemizin her tarafına fabrikalar kurulmaya başlandı.
Şeker Fabrikaları, Çimento Fabrikaları, Basma ve Kumaş Fabrikaları bunların örnekleridir.
Uluslararası Emperyalist ortaklıkların işlettiği madenlerimizi devletleştirerek MADAN TEKNİK ARAMA ENSTİTÜSÜ(M.T.A) ve ETİ-BANK ı kurarak ülke madenlerini topluma mal etmiştir.
Daha da ileri giderek ülkemiz madenlerinin işletilmeden yurt dışına çıkarılamayacağı doğrultusunda kanun çıkartmıştır.
Büyük bir özveri, kahramanlık ve kararlılıkla kazanılan bağımsızlığımızdan sonra sanayi hamlesi Türk Ulusunun kötü kaderini değiştirmeye başlamıştır.
İkinci Dünya Savaşı, Dünya toplumlarının sosyal, Ekonomik ve siyasi yapısını kökten değiştirmişti.
ATOM BOMBASI nın kullanılması Dünya’da yeni yapılanmanın ortaya çıkmasına neden oldu.
Avrupa’da adeta taş üzerinde taş kalmamıştı.
Dünya liderliği ABD ye geçmiş görünüyordu.
Bu yeni yapılanmada Genç Türkiye Cumhuriyeti de kendine sağlam bir yer edinmek istiyordu.
Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda sulh” ilkesi kapsamında savaşa katılmamıştı.
Son iki ay müttefikler cephesinde savaşa katılmak istemesi de dikkate alınmadığı için Türkiye Cumhuriyeti’ni kendi aralarına almak için zorluklar çıkarıyorlardı.
Bu zor siyasi ortamda 1946 yılında CHP kongresinde “TOPRAK REFORMU” tartışılırken dört Milletvekili “ Celal BAYAR, Adnan MENDERES, Refik KORALTAN, Fuat KÖPRÜLÜ” bu reforma karşı oy kullandılar.
Tarihimizde “Dörtlü Takrir” diye değerlendirilen bu davranış CHP içinde ayrışmaya neden oldu ve DEMOKRAT PARTİ böyle kuruldu.
ABD yeni kurulan Demokrat Partiye üst düzeyde destek oldu. 1946 Genel seçiminde seçime katılan Demokrat Parti 52 milletvekili anca çıkarabildi.
Ardından zamanın ekonomik koşullarını kendi çıkarlarına kullanan siyasiler seçim sisteminin yapısı gereği 1950 yılında büyük bir çoğunlukla iktidara geldiler.
Türkiye’nin Sosyal ve Siyasi yapısının değişim noktası bu tarihtir.
ABD ye bağımlılık bu dönemde başladı. 1949 yılında NATO ya başvurmamıza rağmen bizi içlerine almadılar.
Yeni iş başına gelen siyasi iktidar Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Ankara’ya gelmesi sonrası Meclisten karar olmadan ABD nin tavsiye ve desteği ile KORE ye asker göndermiştir.
Bunun sonunda 1952 yılında NATO üyeliğine kabul edildik.
İkinci Dünya Savaşının ekonomik sonuçları tüm toplumu derinden yaralıyordu.
Yoksulluk hat safhada idi.
Devlet ekmeği bile karne ile vermek zorunda kalıyordu.
Kuzey komşumuzun baskılarına karşı duramayacağını düşünen yönetim Batı Toplumdan yana tavır gösterdi.
Yine 1946 yılında ABD li bir iktisatçıya Türkiye Raporu hazırlattılar.
Bu raporun maddelerini defalarca yazılarımda yazdım.
Ana başlıkları şöyle idi. -Türkiye çok partili düzene geçecek,-Ağır Sanayi kurmayacak,- Köy Enstitülerini kapatacak.
Bu ana başlıklar çerçevesinde zaman içinde Köy Enstitülerinin kapatılmasının yanında, Kayseri Uçak Fabrikamız, Eskişehir Motor fabrikamız, Şeker, Çimento, Basma ve Kumaş Fabrikalarımız teker teker kapatıldılar.
Devlet Deniz Yolları kapatıldı.
Demir yolları atıl hale getirildi.
Geldiğimiz noktada tarımımız bitme noktasına getirildi.
Hayvancılığımız bile dışa bağımlı hale getirildi.
Sana yağı ve Vita yağı ile o zamanlar tanıştık.
Montaja dayalı dışa bağımlı fabrikalar ulaşımın kolay olduğu Marmara bölgesi ve boğaz hattına yerleştirildi.
Köyler boşaltıldı.
Büyük şehirlerin etrafında yoğunlaşan çarpık yerleşme “Gecekondulaşmayı tetiklerken büyük bir deprem sonunu da ortaya çıkardı.” Şu anda Fındığımız bitirilme noktasın getirildi.
Zeytin ağaçlarımız sökülüyor.
Ülkemizin başta Karadeniz Bölgesi olmak üzere maden sahası haline getirildi.
Bitki dokumuz ve su kaynaklarımız tehlike altına düşürüldü.
Fütursuzca maden aranmasına karşın ekonomimiz bir türlü düzelme göstermediği gibi her geçen gün daha kötüye gitmektedir.
Bu duruma nasıl getirildik.
Üretime dönük Eğitim modelinin Dünya’daki ilk örneği “Köy Enstitülerini” neden kimler kapattı.
Sayfalara sığamayacak bu olumsuz gelişmeleri kısaca anlattıktan sonra Atatürk’ün Gençliğe Hitabesindeki “istikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek Dahili ve harici BEDHAH ların olacaktır.” Sözünü anımsıyorum.
Bedhahlar kimlerdir, daha net anlayabiliriz.
BEDHAH; Farsça kökenli bir kelimedir.
Başkasının kötülüğünü isteyen kötü niyetli ve kötü yürekli kişi anlamına geliyor.
Türk Dil Kurumu böyle yazıyor.
Ve ekliyor “Kötülük düşünen, hain veya düşmanca planlar yapan” diye de ekliyor.
İçinde bulunduğumuz toplumsal, ekonomik ve siyasi bozulmanın temeli geçmişte düğmelerin yanlış iliklenmesin sonucundandır diye düşünüyorum.
Tam bağımsız, Demokrasimizin kurum ve kuruluşları ile hayata geçirildiği demokrat, özgür be bağımsız bir Türkiye dileklerimle sağlıcakla ve mutlulukla kalınız.