Geri Dön
Seferberlikten Cumhuriyete Ordu

Seferberlikten Cumhuriyete Ordu

O Ordu Olay
Metin boyutu: 14px

Bu sırada köylerden gelen halk, taburun yaşlı ve tecrübeli askerlerini merakla izliyor; yakınları ve komşuları tarafından hediyeler veriliyordu. Nazar boncukları, köy dokuması içlikler, meşhur Ordu fındığı ve küçük tahta kaşıklar askerlerin torbalarına konuluyordu.

Dualar okunuyor, "Allah sizi korusun" sözleri gençlerin kulaklarında yankılanıyordu.

Eksikler tamamlandığında, davul ve zurnalar eşliğinde tabur Trabzon’a doğru yola koyuldu.

Herkes bu ayrılığı görmüştü ama kimse ne kadar süreceğini bilmiyordu… Birinci Dünya Savaşı’nın en çetin günlerinden birinde, 26 Mart 1915’te Baltacı Deresi Muharebesi yaşandı. Ordu’dan giden sivil tabur da, savaş alanında üstün bir performans sergiledi.

Ziya Çürüksulu, burada düşmanın Türkistan Alayı’nı tamamen imha etmelerindeki üstün hizmetinden dolayı fahri Binbaşılığa yükseltildi.

O, yalnızca bir komutan değil; savaşın her anında en ön safta duran, askerleriyle aynı çamuru çiğneyen bir liderdi.

Ancak savaş sadece zaferlerle değil, kayıplarla da anılır… Ziya Çürüksulu , Trabzon’un Yoroz civarında gerçekleşen bir çarpışmada, iki yerinden ağır yaralanarak esir düştü. Düşman eline düşmek onun için belki de ölümden daha kötü bir yazgıydı, ancak azmi sayesinde bir süre sonra esaretten kaçarak Ordu’ya geri döndü.

Bu dönüş, yalnızca Ordulular için değil, tüm bölge halkı için büyük bir olaydı.

Onu görenler, bir destanı kendi gözleriyle gördüklerini düşünüyor; kahramanlık hikâyeleri dilden dile dolaşıyordu.

Oktay Özel’in Kebikeç Dergisinde “Çürüksulu Ali Paşa ve Ailesi Üzerine Biyografik Notlar” başlığıyla kaleme aldığı makalesinde Ziya Beyin müstakil taburuyla katıldığı savaşları ve o yıllarda yaşadıklarını özetle şu şekilde ifade eder: “… 1916'da Ruslar büyük bir taarruza girişerek, Trabzon da dâhil bütün Doğu Karadeniz kıyılarını işgal ederler.

Bu üzücü gelişme sonucu Ordu’da teşkil edilen Müstakil taburun başında Binbaşı Ziya Bey ile kardeşi Fuat Bey'in kaderleri birleşmiştir. 1916 yılı sonlarına kadar Ordu ile Batum arasındaki bölgede Çürüksulu Ali Paşanın üç oğlu Fuat, Ziya ve Kamil kardeşler yemin ettikleri gibi Rus kuvvetlerine karşı silahlı şekilde mücadele ettikleri belgelerde görülmektedir. 1877-1878 Osmanlı-Rus muharebeleri sonunda elimizden çıkmış olan Batum Vilayeti de Ruslar tarafından işgal edilmiştir.

Ruslara karşı Batum içlerine kadar uzanan hatta yürüttüğü çete savaşlarında Ziya Bey bir kez daha emrindeki milis müfrezesiyle Trabzon, Borçka mıntıkasındaki görülmektedir.

Bu gönüllü müfrezeler arasında yalnızca Ziya Bey'in değil kardeşi Fuat Bey'in emrindeki sivil taburu da vardır.

Ziya Beyin Müstakil Taburu haftalarca süren yolculuktan sonra Batum şehri etrafında, diğer bölgelere ait milis kuvvetleriyle birlikte Batum'a hücum ederler.

Kanlı çarpışmalardan sonra Batum tabyaları birer birer ele geçirilmiş, şehir bu suretle kurtarılmıştır.

Ruslar'ın Doğu cephesinde, Sarıkamış faciasından yararlanarak, ilerlemeye başlaması ve Trabzon ve civarını  kıyılarını işgal etmesi üzerine Müstakil Tabur Batum'u terk etmiş ve Of yakınındaki Baltacı Deresi kıyılarında düşmana karşı cephe tutmuştur.

Ziya ve Fuat Beylerin müfrezeleri bu taarruza karşı koymaya çalışan Of ve Harşit muharebelerinde canla başla savaşan kuvvetler arasındaydılar.  1915 yılı Şubat ayının sonlarında, Rize'yi teslim alan Rus kuvvetlerine karşı Lazistan havalisi kumandanı sıfatıyla gelen Hüseyin Avni Paşa, Of kasabası yakınlarındaki Baltacı Deresi'nde harp hattı kurar ve düzensiz, toplama birliklerle Ruslara karşı savaşmaya başlar.

Savaşın ilk gününde Çürüksu’lu Ziya Bey eşliğindeki müstakil taburla beraber dağ eteklerinden ricat ederek, askerlerini Ruslara kaptırmadan selamet ile Avni Paşa'nın yanına gelir.

Paşa, bu taburu teftiş ettikten sonra etrafını çevreleyen kalabalık bir halk kütlesi de hazır olduğu halde bu askerlere karşı bir hitabede bulunur ve teşekkür eder.

Daha sonra Rus’lara karşı Ziya Bey ve Müstakil tabur kahramanca çarpışmalara katılırlar.

Sözlü bir rivayete göre, Of savunmasının ardından perişan bir şekilde ve çatışarak geri çekilirler; kendilerini Trabzon'a zor atarlar.

Müfrezesi ile birlikte Rusya içlerine girip Batum'un kuşatılmasında görev alan Fuat ve Ziya Beyler Trabzon'un işgali üzerine daha batıya doğru ilerleyen Rus kuvvetlerine karşı kumandalarındaki gayrinizami birliklerle adım adım çatışarak geri çekilmişlerdir.

Buradaki çarpışmalar sırasında tabur Kumandanı Binbaşı Ziya Çürüksulu Bey, Ruslara esir düşer.

Batum'daki birkaç aylık esirlikten sonra, Rusya içlerine sevk edileceği sırada, 1917'deki Bolşevik Devrimi'nin yol açtığı karışıklıktan yararlanır.

Ziya Bey, Batum'da, kendisini tanıyan Acara’lılar tarafından kurtarılmış ve memleketi olan Perşembe Kasabası'na dönmüştür.

Rusların ilerleyişinin durdurulduğu Harşit muharebelerinde Ziya Bey Birinci Dünya Savaşı'nın ilk iki yılı boyunca kendisinin bizzat örgütlediği milis müfrezesi ile çatışma ve savaşlarda etkin yer alınca 1916 sonlarından itibaren de Ordu, Perşembe ve Fatsa bölgesinde "Harşit Kahramanı" olarak anılan ve saygı duyulan bir toplumsal şahsiyete dönüşmüştür…”   Ordu Müstakil Taburu’nun hikâyesi, yalnızca bir savaş anısını değil, bir toplumun dayanışmasını, birlik olma bilincini ve vatan sevgisini anlatıyor. O günlerde, küçük bir sahil kasabası olan Ordu’nun insanları, bu kahramanlık hikâyesini kendi öz kültürleriyle yoğurdu.

Davullar, dualar, nazar boncukları, fındık bahçeleri ve sahil kasabasında denize bakan anneler… Hepsi, bu hikâyenin bir parçası oldu.

SEFERBERLİKTEN SONRA GERİDE KALANLAR  Seferberlik sonrası geride kalanların memlekette direnişi, savaşın yalnızca cephede verilmediğinin en büyük kanıtıydı.

Erkekler cepheye giderken, geride kalanlar açlıkla, yoksullukla ve düşmanın yaklaştığı korkusuyla mücadele ediyordu.

Ama pes etmediler.

Anadolu'nun topraklarında ve İstanbul’un sokaklarında inançla, dirayetle, bin bir yol buldular. 1914’ün sonlarından itibaren, Osmanlı şehirlerinde ekmek kıtlığı iyice kendini göstermeye başladı.

Un ambarları boşalıyor, halk karneyle yiyecek almaya mecbur kalıyordu.

Kadınlar ve yaşlılar, sabahın erken saatlerinden itibaren fırınların önünde uzun kuyruklar oluşturuyordu.

Ama yalnızca yiyecek kıtlığı yoktu—köyler, kasabalar bir başka önemli işin başına geçmişti: askerin ihtiyaçlarını karşılamak.

Köylerde kadınlar, cepheye gidenler için giyecek dikiyordu.

Düşmanın yaklaştığı bölgelerde halk örgütlenerek yardımlaşma cemiyetleri kuruyor, iaşe için planlar yapıyordu. Anadolu insanı, cephede savaşan askerleri yalnız bırakmamak için elinden gelen her şeyi yaptı.

Kimisi kağnısıyla mühimmat taşıdı, kimisi cepheye ekmek ve peynir gönderdi.

Savaş yalnızca kılıç ve tüfekle verilmez.

Erkekler cephedeyken, köylerde kadınlar bir yandan tarlaları ekiyor, bir yandan düşmanın ilerleyişine karşı direniş hazırlıkları yapıyordu. Tarlalarda, kadınlar ve yaşlılar sırtlarında küfelerle yiyecek taşıyor, hayvanları besliyor, çarşıda pazarda savaşın getirdiği sıkıntılarla mücadele ediyordu.

Çocuklar da boş durmadı.

Küçük yaşta olanlar köylerde haber taşımakta görev aldı.

Kimileri, mektupları ve talimatları gizlice cepheye ulaştırdı. Onların kahramanlığı, Osmanlı topraklarında savaşın yükünü paylaşanların isimsiz mücadelesiydi.

Savaş devam ederken, halk yalnızca sabretmekle yetinmedi.

Bazı şehirlerde gönüllü birlikler kuruldu. Erzurum’da, Antep’te, Maraş’ta halk kendini savunmaya başladı.

Ordunun yetişemediği noktalarda siviller, taşlarla, tüfeklerle, hatta basit baltalarla düşmana karşı koymaya hazırlanıyordu. Anadolu’nun derinliklerinde, cephe gerisinde yapılan direniş de savaşın önemli bir parçasıydı.

Ve en önemlisi, tüm bu mücadeleye rağmen hiç kimse düşmeyeceklerini, pes etmeyeceklerini biliyordu. Köy meydanlarında fısıldanan sözler belliydi: "Askerin cephede kanı dökülüyor, bizim burada alın terimiz.

Ama bu vatanın toprağı hiç kimseye kalmaz." Devam Edecek..